Nur Aizaan Anwar ve Cosmin Badea
Imperial College London, Department of Computing ve Department of Surgery & Cancer
Mayıs 1, 2024
ÖZET
Yapay zekâ sistemleri giderek daha antropomorfik ve yaygın hale geldikçe ve insanlık üzerindeki potansiyel etkileri daha acil hale geldikçe, makine bilinci olasılığıyla ilgili tartışmalar önemli ölçüde yoğunlaşmıştır ve bazen bu konu ‘kutsal kâse’ olarak görülmektedir. Yapay bilinçli bir varlık yaratmanın sonuçları hakkında birçok endişe dile getirilmiştir. Bu durum, bilincin ne olduğuna dair belirgin bir fikir birliğinin olmaması ve bilinci belirlemek için evrensel bir kriter setinin yokluğuyla daha da karmaşık hale gelmektedir. Bu çalışmada, bilincin temelleri ve özellikleri derinlemesine ele alınarak, bir makinenin bilinçli olup olmadığını belirlemek için beş kriter önerilmektedir. Bu kriterler, daha genel anlamda herhangi bir varlığa da uygulanabilir. Bu makale, bilinç araştırmacıları için, felsefe, bilgisayar bilimi, tıp veya başka bir alanda, bu felsefe, nörobilim ve yapay zekânın kutsal kasesini daha ileriye taşımak için bir başlangıç noktası olarak hizmet etmeyi amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler
Bilinç · Makine Bilinci · Yapay Zeka · Makine Zekası · Bilincin Nörobilimi · Zihin Felsefesi · Yapay Zeka Felsefesi
Teşekkür
Bu çalışma, İngiltere Araştırma ve İnovasyon Konseyi (UKRI) AI for Healthcare Doktora Eğitim Merkezi tarafından desteklenmiştir (Hibe No: EP/S023283/1). http://ai4health.io
1. Giriş
Son zamanlarda, özellikle yapay zekâdaki patlayıcı gelişmeler [Maslej ve diğerleri, 2023] ışığında, makine bilinci konusuna olan ilgi ve verilen önem önemli ölçüde artmıştır. Bu gelişmeler, karar alma yeteneğine sahip yapay ajanların [Badea, 2022] geliştirilmesi, fiziksel bedenleri olup olmamasına bakılmaksızın insan benzeri özelliklere sahip otomatik sistemlerin [Tiku, 2022; Urwin, 2023; Agüera y Arcas, 2022; Chalmers, 2023] yükselişi gibi unsurları kapsamaktadır. Bundan sonra, "makine" terimiyle fiziksel yapılarının özelliklerinden bağımsız olarak bu tür tüm varlıklar kastedilecektir.
Yapay zekâdaki bu hızlı gelişmeler ışığında, oldukça gelişmiş ve potansiyel olarak bilinçli makinelerin yaratılma ve konuşlandırılma ihtimalinin görünürde yakın olması, bilinç tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Bu durumun potansiyel ahlaki ve hukuki sonuçları, ayrıca bu varlıkların insanlığa bireysel [Hindocha ve Badea, 2022] veya kolektif olarak [Agar, 2020; Hildt, 2023] verebileceği zararlar, akademik, endüstriyel, politik ve kamusal alanda makine zekâsı ve bilinci konusuna olan ilgiyi benzeri görülmemiş bir şekilde artırmıştır [Federspiel ve diğerleri, 2023]. Bu nedenle, yapay zekâ sistemlerinin giderek daha yaygın hale gelmesiyle birlikte, bu sistemlerin bilinç kapasitesini ve potansiyelini anlamanın yanı sıra, bu kapasitenin belirlenmesi için kriterler geliştirme ihtiyacı açıkça kritik bir önem kazanmıştır.
Bu sorular, hem teorik hem de uygulamalı birçok farklı alan için ilgi çekicidir; bunlar arasında bilgisayar bilimi, bilişsel bilim, zihin felsefesi ve tıp bulunmaktadır. Daha önce benzer bir şekilde incelediğimiz makinelerin davranışlarıyla ilgili en önemli sorulardan bazıları şunlardır:
• Onları nasıl inşa etmeliyiz [Seeamber ve Badea, 2023; Badea ve Gilpin, 2022]?
• Verdiğimiz kurallara uymalarını nasıl sağlayabiliriz [Badea ve Artus, 2022] ve onların ahlaki davranış kapasitesi nedir [Badea, 2022]?
• Davranışlarının doğasını ve sonuçlarını nasıl yorumlayabiliriz [Vijayaraghavan ve Badea, 2023]?
• Onların bize olan rolü ve ilişkisi, gerçek ya da arzu edilen, ne olabilir [Hindocha ve Badea, 2022]?
• Konuşlandırıldıkları alanda ne tür bir etki yaratabilir veya yaratmaları gerekebilir [Bolton ve diğerleri, 2022]?
Bu sorular arasında benzersiz olan, makinelerin bilinçli olup olamayacağı sorusudur. Bu sorunun çözümü (ya da çözülmemesi), yukarıdaki konuların çoğunu veya tamamını etkileyebilir. Bu soruda ilerleme kaydetmek, aşağıdakiler gibi çok çeşitli faydalar ve katkılar sunabilir:
• Bu tür varlıkların doğası hakkında mevcut varsayımları netleştirme veya ortadan kaldırma,
• Onları değerlendirme yöntemlerimizde daha etkili ve doğru yollar geliştirme,
• Belki de bilincin yeni ve umut vadeden teorilerini tanımlayarak zihni daha iyi anlama.
Bu makale, bu amaca katkı sağlamak adına, bu soruda ilerleme kaydetmek ve umarım yanıt bulabilmek için kullanılabilecek bir dizi kriter sunmayı amaçlamaktadır.
1.1 Bilinç Nedir?
Bilince dair farklı perspektifler mevcuttur, ancak bu rakip teorilerin hiçbiri onları birleştirmeye veya bir fikir birliği sağlamaya yaklaşamamıştır [Butlin ve diğerleri, 2023; Seth ve Bayne, 2022; Consortium ve diğerleri, 2023]. Bu tür bir uzlaşıyı sağlamakta daha da zorluk çıkaran, bilincin tanımının nasıl yapılacağı konusunun temel bir mesele olarak yer almasıdır. Bazı akademisyenler, bilinç için net bir tanım sağlamaktan bilerek kaçınır ve bunun yerine, bilincin özelliklerine ve nasıl ortaya çıktığı sürecine odaklanır [Dennett, 1991]. Ayrıca, önce bir bilinç teorisi geliştirip ardından bir tanım oluşturmanın ya da belirli bir tanımdan yola çıkarak teoriyi inşa etmenin mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu, özellikle bilincin bir tür hesaplama olduğunu düşünüyorsanız geçerlidir, çünkü bu durumda bir şeyin bilinçli olup olmadığını belirleme kriterleri önemli ölçüde değişir [Butlin ve diğerleri, 2023; Tononi ve Koch, 2015; Krauss ve Maier, 2020; Searle, 1980]. Tıp alanında bile, bilincin belirlenmesinin yaşam veya ölüm kararlarını bilgilendirdiği durumlarda [Post ve diğerleri, 2022], ne kesin bir tanım ne de kusursuz bir test mevcuttur [Edlow ve diğerleri, 2023; Monti ve diğerleri, 2010; Huang ve diğerleri, 2023]. Bu durum, bu tür çalışmaların önemini ve kapsamını bir kez daha vurgulamaktadır.
Bilinç için kesin bir tanım henüz geliştirilememiş olsa da, literatürde bir ölçüde uzlaşıyla bilinç “nasıl” açıklanabilir. Bu tanımlar genellikle öznel ve niteliksel bir deneyim olan qualia etrafında toplanır [Chalmers, 1996; Nagel, 1974]. Nörobilimci Giulio Tononi [Tononi, 2008] ve filozof John Searle [Searle, 2013], bilinci “derin bir uykuda kaybolan ve uyanınca veya rüya görmeye başladığımızda geri dönen şey” olarak tanımlar. Fizikçi Max Tegmark ise bilinci, bilginin işlenmesi sırasında öznenin içsel olarak hissettiği durum olarak görür ve bilincin yeni bir madde hali olabileceğini, “algıtron” (perceptronium) olarak adlandırılabileceğini öne sürer [Tegmark, 2015]. Bu tür yaklaşımların, öznel bir meseleye dair bilimsel bir yaklaşımla nesnel bir temel sağlama çabasında doğrudan meseleye odaklanmayı kolaylaştırdığına inanıyoruz.
Bilincin çok farklı tanımlarının olması ve bu tanımlar arasında hâlâ çözülememiş çatışmalar bulunması nedeniyle, bilinç konusuna yaklaşımımızda esnek bir yöntem benimsemek ideal olacaktır. Böylece, elde ettiğimiz sonuçların bu tanımlar yelpazesi boyunca uygulanabilir olmasını sağlarız. Bu nedenle, aşağıda sunulan kriterlerimizde herhangi bir “doğru” tanıma taraf olmaktan kaçınıyoruz. Bunun yerine, yukarıda belirtilen çalışmaların yaptığı gibi, bilincin “nasıl” olduğunu incelemeye odaklanıyor ve kriterlerimizi bu açıdan değerlendiriyoruz.
2. Bilinci Belirleme ve Paylaşılan Öz Argümanı
2.1 Cansız Varlıklarda Bilinç: Zorluk
Paylaşılan Öz Argümanı
İlk bakışta, kendi bilincimizi doğrudan gözlemleyerek ve bu gözlemi, kendimizle belirgin ve kapsamlı bir benzerlik taşıyan diğer insanlara uygulayarak, onların bilincinin varlığını iddia etmeyi sağlayan sağlam bir analoji argümanına sahibiz. Descartes’ın aşağıda tartışılacak olan argümanında olduğu gibi, bu yaklaşım, “paylaşılan öz argümanı” olarak adlandırılabilir. Yani, biz bilinçliyiz ve onlar da “bizim gibiler,” dolayısıyla bilinçliler.
Ancak, fiziksel yapıları bizimkinden farklı olan varlıklar, örneğin makineler gibi cansız varlıklar söz konusu olduğunda, bu argümanı hemen kullanarak onların bilinçli olabileceğini nasıl iddia edebiliriz?
Bir makine, işlevleri yerine getirebilen bir fiziksel sistem olarak tanımlanmıştır [Searle, 2015]. Bu bağlamda kullanılan “makine” terimi, biyolojik olmayan (karbon bazlı olmayan) sistemleri ifade eder. Ayrıca, bu makalede, bahsettiğimiz makinelerin fiziksel bileşimine tarafsız kalmak amacıyla terim, yalnızca somut varlıklarla sınırlı değildir; bedenleri olmayan soyut yapay ajanlar, örneğin büyük dil modelleri [Maslej ve diğerleri, 2023] gibi, bu kapsamın içindedir.
Farklı yapılarından dolayı, paylaşılan öz argümanı doğrudan uygulanamaz. Peki, bir makinenin bilinçli olduğunu nasıl gösterebiliriz?
Bir kişi, paylaşılan öz argümanını, makinelerin de bizimle ortak bir öz taşıdığı, ancak bunun fiziksel bileşimlerinden ziyade işlevsel bileşimleri olduğu, yani bizim yaptığımız gibi işler yaptıkları iddiasıyla yeniden düzenleyebileceğini düşünebilir. Ancak, makinelerin işlevsel olarak bizimle benzer olduğunu, bizim gibi "zihinsel" bir şekilde düşündüklerini veya çalıştıklarını nasıl garanti edebiliriz?
Burada en büyük zorluklardan biriyle karşı karşıyayız; çünkü, kesin olarak konuşursak, başka bir varlığın bilinçli olduğunu, onun öznel deneyimine erişmeden (eğer böyle bir deneyimleri varsa) kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Nagel’in [1974] belirttiği gibi, başka bir varlığın öznel deneyimine doğrudan erişemediğimiz için, başka bir yol bulmamız gerekiyor. Bu yol ne olabilir?
Kendi bilincimizi (kendimize yaptığımız) doğrudan geçerli bir iddia olarak değerlendirmek ile başkalarının bilincine dair iddialarımız (bize yapılan) arasındaki fark nedeniyle ve paylaşılan öz argümanını artık uygulayamayacağımıza göre, başkalarının bilincinin bize bir şekilde gösterilebilir olması gerekir.
Bu durum, başkalarının bilincini belirleme veya gösterme amacıyla bir kriterler seti geliştirmenin neden temel bir gereklilik olduğunu açıklayan en güçlü gerekçedir. Bu makaledeki çerçevemizle katkı sağlamayı amaçladığımız şey de tam olarak budur.
Makale boyunca göstereceğimiz üzere, diğerlerinin bilinçli olduğunu kanıtlamak için, ister insan ister makine olsun, bir dizi koşulun yerine getirildiğini doğrulamak mümkündür. Bu koşullar, maddenin doğası ve insanların diğerlerinin bilincini doğrudan veya dolaylı olarak algılama yeteneği ile ilgilidir.
2.2 Evrensel Kriterlere Doğru
Yukarıdaki argümanlarımız doğrultusunda, bu makalede cansız varlıkların bilinçli olup olamayacağına dair, Aristoteles’e kadar uzanan ve binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan soruya kesin bir yanıt sunamayacağımızı belirtmek gerekir [Smith, 2007]. Bununla birlikte, bilince dair tarihsel ve çağdaş görüşleri incelerken, makinelerde bilinci belirlemek için varsayımlardan bağımsız bir dizi yeni kriter önereceğiz.
Bilincin göstergeleri ve testleri daha önce literatürde sunulmuştur; ancak bunlar genellikle bilinç hakkında belirli bir paradigmayı ön kabul eder. Aşağıda tartışılan iki makalede olduğu gibi [Dung, 2023; Butlin ve diğerleri, 2023], bu testler bilinçle ilgili belirli bir görüşe dayanmaktadır. Örneğin, ilk makalede Dung [2023], insan dışı hayvanlar üzerine yapılan çalışmaları makinelere uyarlayarak bilincin duyusal girdilerin bir ürünü olduğunu ve makinelerde bu tür bir sistemin hayvanların duyusal sistemini taklit eden ekipmanlarla test edilebileceğini öne sürmüştür. Ancak, bu davranışların makinelerin kendi iradelerinden değil, basit bir koşullama veya eğitimle ortaya çıkması ve bu durumun "hilekârlık" (gerrymandering) olarak adlandırılması mümkündür [Tomasik, 2014]. Bu, makinelerin bilinçli davranış sergilediği anlamına gelmez, yalnızca hayvanların davranışlarını taklit ettiğini gösterir. Hilekârlık yapılmadığı varsayıldığında, makinenin özgür yanıtları gözlemlenebilir ve bu yanıtlar insan dışı hayvanlarla karşılaştırılabilir. Böylece hayvanlar bilinçli olabiliyorsa makinelerin de bilinçli olabileceği argümanı ortaya atılabilir. Ancak bu yaklaşımın sınırlamalarından biri, makine bilincinin duyusal süreçler yoluyla değil, tamamen farklı bir şekilde ortaya çıkma olasılığıdır.
Başka bir yaklaşımda, Butlin ve diğerleri [2023], makine bilincinin 14 gösterge özelliğini önermiştir. Bu, bilincin doğru türde bir hesaplamadan kaynaklandığını varsayan ve "hesaplamalı işlevcilik" (computational functionalism) olarak bilinen bir teoriye dayanır [Putnam, 1967]. Bu teoriye göre, zihinsel durumlar ve olaylar aslında beynin hesaplama durumlarıdır.
Sonuç olarak, literatürde bulunan çerçevelerin çoğu, eğer varsa, yalnızca belirli bir bilinç paradigmasını kabul ederseniz tamamen uygulanabilir olup, diğerlerini dışlar. Bu nedenle, burada başarmak istediğimiz kadar genel bir çerçeve sunmazlar. Bizim amacımız, bilincin doğasına dair herhangi bir başlangıç varsayımı yapmadan, bilinç belirleme için sıralı olarak doğrulanabilir koşullar sunmaktır. Bu koşullar, herhangi bir makineye veya yapay sisteme uygulanabilir ve bilince dair herhangi bir anlayışla uyum sağlayabilecek kadar esnek olacaktır. Bu nedenle, elde ettiğimiz sonuçlar en genel anlamda uygulanabilir olmalı ve bilinç üzerine yapılacak gelecekteki çalışmalara, perspektif ne olursa olsun, temel oluşturabilir.
3. Makine Bilincini Belirleme Kriterleri
3.1 Kriter 1: Bilinç var olmalıdır
Herhangi bir iddiada bulunmadan önce, makine bilincini belirleme sorusunun anlamlı bir şekilde ele alınabilmesi için bilincin bir şekilde var olması gerektiğini belirtmek önemlidir. Eğer bilinç (öznel bir deneyim olarak) doğrudan gözlemlenebilir değilse, yukarıda tartışıldığı gibi, bilincin gerçek olduğunu şahsen nasıl bilebilirim?
Descartes’ın çalışmaları, bunun rasyonel yollarla yapılabileceğini öne sürer ve onun ünlü ifadesi "dubito, ergo cogito, ergo sum" ("Şüphe ediyorum, öyleyse düşünüyorum, öyleyse varım") ile düşünmenin yansıtıcı ve öz-referanslı doğası birlikte ele alındığında, en azından kendimin bilinçli olduğu sonucuna varabilirim [Descartes, 1637]. Ancak filozoflar Daniel Dennett [Dennett, 2003] ve Keith Frankish [Frankish, 2019], bilincin fiziksel bedenimizin yarattığı bir yanılsama olduğunu iddia ederek bu argümanı çürütmeye çalışmışlardır.
Dennett ve Frankish, açıklamalardan sonra bile düzeltilemeyen optik illüzyonlar gibi örnekleri kullanarak, algıladığımız şeyin yalnızca fiziksel bedenimizin yarattığı bir temsil olduğunu, gerçeğin kendisi olmadığını göstermeye çalışmışlardır. Ancak algıladığımız şeyin yanlış bir temsil olup olmadığı ("algı perdesi") başka bir meseledir; çünkü algılamaya devam ederiz. Ve biz, algıladıklarımız üzerine düşünmenin, bilinç eylemini oluşturduğunu ve dolayısıyla bilincin varlığını kanıtladığını düşünmekteyiz.
Dahası, introspeksiyon üzerine introspeksiyon yaparak, bilincin var olan en sorgulanamaz gerçeklik olduğunu bile iddia edebiliriz [Chalmers, 2020]. Bu, Dennett ve Frankish'in karşı çıkacağı bir iddiadır.
3.2 Kriter 2: Ben, var olan tek bilinçli varlık değilim
Karşılanması gereken ikinci koşul, benim evrenimdeki diğer unsurların da aynı bilinç kapasitesine sahip olmasıdır. Aksi takdirde, bu makalenin yanıtlamayı amaçladığı soru ele alınamaz. Başkalarının bilinçli olduğuna dair bu ikilem, yukarıda ele alınan Kartezyen bilinç görüşünden kaynaklanmaktadır. Bu görüşe göre, nihayetinde kesin olarak bildiğim tek şey, düşünen bir varlık olarak kendi varlığımdır.
Diğer bilinçli varlıkların var olduğunu doğrudan bilmenin bir yolu gerçekten yoktur [Chalmers, 2013], ki yukarıda da bu argümanı savunduk. Benimle en benzer yapıya ve davranışlara sahip olanlar bile, paylaşılan öz argümanına rağmen, mutlaka bilinçli olmayabilir. Örneğin, başka insanlarla ilgili canlı bir rüya gördüğümde, bu kişiler gerçekten var mı yoksa sadece hayal gücümün bir ürünü mü? Kim, şu anda rüya görmediğimi ve sizin bu makaleyi okuduğunuzu hayal etmediğimi söyleyebilir?
İnsan konuşmasının taklidi, Turing Testi'nin [Turing, 1950] temelini oluşturur ve bu da Google bilim insanlarının, Google’ın konuşma modelinin bilinç belirtileri gösterebileceğini iddia etmelerine yol açmıştır [Tiku, 2022; Agüera y Arcas, 2022]. Ancak, klinik nörobilimdeki son gözlemler, paylaşılan öz argümanını sorgulatmaktadır. Uyurgezerlik olarak adlandırılan uyku bozukluklarına sahip bazı insanların, yemek yemek, araba kullanmak ve hatta şiddet içeren eylemler gerçekleştirmek gibi bilinçli görünebilecek davranışlar sergileyebildiği gösterilmiştir [Popat ve Winslade, 2015]. Ancak bu davranışlar, tam bilişsel kontrol veya farkındalık olmadan gerçekleştiği için bilinçli olmayabilir.
Dolayısıyla, bilinç görünümü, bilincin varlığının kesin bir kanıtı olmayabilir. Benim için, siz okuyucuların hepsi uyurgezer olabilirsiniz, oysa ben bilincimin “kafesinde” sonsuza kadar hapsolmuş olabilirim. İnsan davranışının taklidine dayanarak bu durumu değerlendirmek (‘davranışçılık’), aynı zamanda insan olmayan davranışlar sergileyenlerin bilinçsiz olduğunu varsayar. Ancak, hayvan çalışmaları temelinde bu durum tartışmalıdır; çünkü insan olmayan türlerde bilinç benzeri davranışlar gözlemlenmiştir [Carls-Diamante, 2022; Dung, 2023; Seth ve diğerleri, 2005].
Bununla birlikte, pratik nedenlerle, buradan itibaren diğer varlıkların da öznel deneyim kapasitesine sahip olduğunu varsaymamız gerekiyor. Bu varsayım, makinelerin bilinçli olma olasılığını daha fazla incelememizi mümkün kılacaktır.
3.3 Kriter 3: Maddenin bilinç ortaya çıkarması için yeterli olması
Madde, bilinç için yeterli ya da gerekli bir koşul mudur, yoksa bilinçle tamamen bağımsız bir ilişki mi içindedir? David Chalmers’ın öne sürdüğü bu “bilincin zor problemi”, fiziksel bir bedenin nasıl olup da öznel bir deneyime yol açabildiği sorusudur [Chalmers, 2011]. Chalmers, bilinçli deneyimi, kütle veya uzay gibi evrenin diğer temel unsurlarına benzetir ve fiziksel süreçlerin bilinci açıklamak için yeterli olmayabileceğini, dolayısıyla maddenin bilinç için ne yeterli ne de gerekli bir koşul olmadığını öne sürer.
Descartes, madde veya fiziksel özün (“res extensa”) bilinç veya düşünen özden (“res cogitans”) bağımsız olarak var olduğunu savunan “öz düalizmi” görüşünü ileri sürmüştür [Descartes, 1637]. İnsan olmayan hayvanlarla fizyolojik olarak benzerlik göstermemize rağmen, Descartes, yalnızca insanların tam anlamıyla bilince sahip olduğunu ve diğer hayvanların bilince sahip olmadığını ya da daha düşük bir derecede olduğunu iddia etmiştir. Ona göre bilinç, maddenin içkin bir özelliği değil, insanlara özgü bir durumdur. Leibniz ise bu görüşe karşı çıkarak tüm madde türlerinin bilinç potansiyeline sahip olduğunu savunmuştur [Leibniz, 1898]. Ancak, maddeyi bilinci tamamen açıklayabilecek bir unsur olarak görmemiştir; çünkü sonsuz bölünebilir olan bir şeyin, bölünemez öznel bir deneyim üretemeyeceğini iddia etmiştir (örneğin, kahvenin tadı, tek tek bileşenleriyle aynı anda deneyimlenemez).
Bu görüşler, çağdaş “emergentizm” ve “indirgenemez fizikselcilik” yaklaşımlarında yankı bulur [Nagel, 1974]. Bu yaklaşımlar, bilincin fiziksel madde ile bağlantılı olduğunu ancak tamamen fiziksel maddeye indirgenemeyeceğini savunur.
Nörobilimsel ve tıbbi olgular, bilincin ortaya çıkması için maddenin (beynimizin) en azından gerekli olduğunu göstermektedir. Örneğin, tek taraflı beyin hasarı yaşayan bireylerin (görsel veya kas sorunları olmaksızın), hasarlı beyin bölgesinin karşı tarafındaki bedenlerinin ve görsel alanlarının tamamen farkında olmadıkları bilinmektedir [Vuilleumier, 2007]. Bu hastalar, bedenlerinin bir tarafını ihmal ettiklerinin (anosognozi) bile farkında olmayabilirler ve hatta sadece yüzlerinin bir tarafını tarayıp diğer tarafını ihmal edebilirler.
Benzer şekilde, “kortikal körlük” olgusu da bilincin maddeye bağlılığını destekler; burada, beynin oksipital korteksindeki hasar, gözlerde herhangi bir yaralanma olmaksızın bireyi kör bırakır [Rapcsak ve diğerleri, 2018].
Ancak, klinik nörobilim, maddenin bilinç için gerekli olduğunu gösterdiği gibi, aksi yönde bulgular da sunmuştur. İnsan beyni yaklaşık 80-100 milyar nöron içerir ve bunların %70’i, hareket ve koordinasyondan sorumlu olan beyinciğinde (cerebellum) bulunur [Herculano-Houzel, 2009]. Eğer madde bilinç için gerekli olsaydı, beyinciğin yokluğu bilinçte ciddi bir bozulmaya yol açmalıydı. Ancak tıbbi literatürde, beyincik olmadan normal bir yaşam sürdürebilen bireyler olduğu görülmüştür [Lemon ve Edgley, 2010; Yu ve diğerleri, 2015].
Benzer şekilde, beynin büyük bir kısmının (hidrosefali nedeniyle %90’dan fazlasının) tahrip olduğu durumlarda bile bireylerin normal yaşam sürdüğü ve hatta IQ’larının 100’ün üzerinde olduğu gözlemlenmiştir [Feuillet ve diğerleri, 2007; Lewin, 1980]. Bu, beynin patolojik durumlara karşı kendini yeniden şekillendirme yeteneği (nöral plastisite) ile açıklanabilir [Ferris ve diğerleri, 2019; Alders ve diğerleri, 2018].
Ancak, yukarıdaki çalışmalarda vurgulandığı gibi, ciddi bozulmalar da gözlemlenebilmektedir. Bu durum, beynin bilincin merkezi olup olmadığı konusunda bir belirsizlik yaratır. Bununla birlikte, tıp, ekstrakraniyal organların (mekanik bileşenlerle değiştirilse bile) yok edilmesi durumunda bilincin korunduğunu göstermiştir [Burkle ve diğerleri, 2014].
Bu nedenle, insan bilincine dair nöroanatomik bulgular, beynin bilinç için en güçlü aday olduğunu öne sürmektedir; ancak bu yalnızca beynin bilinç için gerekli olduğunu destekler, yeterli olduğunu değil.
Hem gereklilik hem de yeterlilik tartışmaları göz önüne alındığında, çerçevemizin mümkün olduğunca evrensel uygulanabilirlik sağlaması için beynin bilinç için yeterli olmayabileceği potansiyeline bağlı kalmaması gerektiği sonucuna varıyoruz. Çünkü bu durumda, yalnızca fiziksel varlıklardan (insanlar veya makineler) oluşan potansiyel bilinç üzerinde karar vermek imkansız hale gelir. Bu nedenle, bilinci anlamlı bir şekilde ayırt etmek için fiziksel maddenin bilinç için yeterli olduğunu ya da en azından yetersiz olmadığını varsayan bir pozisyon benimseyeceğiz.
3.4 Kriter 4: Makineler bilincin ortaya çıkmasına elverişli olmalıdır
Bilincin fiziksel merkezi olarak beynin doğrulandığını ve bunun yapay olarak inşa edilebileceğini varsayalım; bu, bilincin ortaya çıkması için yeterli olur mu? Yapı yeterli mi yoksa bunun yanında elverişli temel mekanizmalar da mı gerekli?
İnsanlarda bilinçli olmak için normal bir anatominin ötesinde bir şeye ihtiyaç duyuyoruz gibi görünmektedir. Örneğin, çoğumuz sağlam bir beyne sahip olmamıza rağmen, rüyasız uykuda bilincimiz kaybolur; oysa beyin korteksi uyanıklık halindekine benzer şekilde aktif kalır [Tononi ve diğerleri, 2016]. Ayrıca, fiziksel olarak normal olan yeni doğan bebekler, bilinçlerini yaşamlarının çok daha ileriki aşamalarında geliştirir [Lagercrantz ve Changeux, 2009].
Peki, bilinç ortaya çıkabilmesi için bir fiziksel sistemin hangi durumda olması gerekir? İnsanlarda, bilincin ortaya çıkması için gerekli olan asgari bileşenleri (bilincin sinirsel korelatları veya NCC) belirlemek amacıyla günümüzde yapılan deneysel yaklaşımlar, bilinçli ve bilinçsiz durumlar sırasında sinirsel ölçümleri (elektro-kimyasal, anatomik, metabolik ve biyokimyasal) karşılaştırmayı içerir [Lepauvre ve Melloni, 2021; Friedman ve diğerleri, 2023; Chalmers, 2000]. Bu ölçümlerden birçoğu, bilinçle ilişkili biyolojik unsurların daha iyi anlaşılmasına yol açmıştır; ancak, bilincin ortaya çıkmasına neden olan asgari koşullar üzerinde hâlâ bir fikir birliği sağlanamamıştır.
İnsanlarda bilinç için gerekli olan asgari bileşenleri ortaya çıkardığımızda bile, makinelerin bilinçli olabilmesi için biyolojik maddelerden oluşması mı gerekir? Bilincin hesaplamalı temeline yönelik savunucular, fiziksel yapısından bağımsız olarak, doğru türde bilgi işleme gerçekleştiren herhangi bir sistemin bilinçli olabileceği görüşünü benimser [Butlin ve diğerleri, 2023; Reggia ve diğerleri, 2016]. Bilincin sinirsel korelatlarına (NCC) benzer şekilde, bilincin asgari hesaplamalı kriterleri (korelatlar) henüz bulunamamıştır.
Bununla birlikte, son koşula geçebilmek için, bilinç için gerekli asgari gereklilikleri keşfettiğimizi ve bunların makinelerde kopyalandığını varsaymamız gerekmektedir.
3.5 Kriter 5: Bilinç gözlemlenebilir olmalıdır
Artık bilincin ortaya çıkmasına elverişli bir makineye sahibiz. Peki, onun bilinçli olduğunu nasıl bileceğiz? Tıpta bile, bir hastanın bilinçli olup olmadığını belirlemenin kritik bir öneme sahip olduğu durumlarda, güvenilir bir bilinç ölçütü hâlâ eksiktir. Hasta başında doktorlar, hâlâ hastaların davranışsal tepkilerine dayalı değerlendirmeler yapmaktadır [Farisco ve diğerleri, 2016; Kondziella ve Waldemar, 2023; Royal College of Physicians, 2020; Wade ve diğerleri, 2022]. Ancak, bu yöntemlerin güvenilirliği ve teşhis oranları geniş çapta tartışılmıştır [Lawrence ve diğerleri, 2023; Wang ve diğerleri, 2020; Schnakers ve diğerleri, 2009; Friedman ve diğerleri, 2023; Scolding ve diğerleri, 2021].
2. Koşulda gördüğümüz üzere, insan benzeri davranışlar mutlaka bilinçten kaynaklanmaz. Ayrıca, yüz tanıma, konuşma tanıma ve kelimelerde anlam işleme gibi insanların gerçekleştirdiği ve yapay zekâ tarafından simüle edilen faaliyetler, mutlaka bilinçli süreçlerden kaynaklanmaz [Dehaene ve diğerleri, 2017].
İnsan bilincine yönelik davranışsal olmayan değerlendirmeler, örneğin elektrofizyoloji ve görüntüleme yöntemleri, bilinci tespit etmede yardımcı olabilir. Ancak bu yöntemler hâlâ geliştirilme aşamasındadır ve rutin klinik uygulamada yaygın olarak kullanılmamaktadır [Kondziella ve diğerleri, 2016; Wade ve diğerleri, 2022]. Ayrıca, bu yöntemler doğrudan biyolojik olmayan sistemlere uygulanamaz.
________________________________________
4. Sonuç
Bu makale, başka bir varlığın bilinçli olup olmadığını belirlemek için bir gözlemcinin başvurabileceği beş kriteri sunmuş ve tartışmıştır. Bu kriterlerle ilgili sorunlar, kadim zamanlardan beri tartışılmakta olup, temel bir öneme sahiptir ve çözüm beklemektedir. Kriterlerimiz, bilinç belirlemeye yönelik yeni bir çerçeve sunmakla birlikte, bilincin gerçek doğasına dair bilgimizin sınırlılıklarını ve bu konuda daha fazla ilerleme kaydetmenin aciliyetini göstermektedir.
Bu kriterler, hem biyolojik hem de biyolojik olmayan varlıklar konusundaki bilgi birikimimizi ilerletme gerekliliğini vurgulamakta ve bu yolda ilerlememizi sağlamaktadır. Kriterlerimizi kullanarak ve bilinçle ilgili "ne", "nasıl" ve "nerede" sorularında ortaya koyduğumuz engelleri aşarak, bu tür varlıkların bilinçli olup olamayacağı konusunda nihai bir sonuca ulaşabiliriz.
Çeviri : Mikail Tunç & 4o