Haber Detay

← Geri

Lucy’nin Son 50 Yıldır İnsan Evriminin Simgesi Olmasının Nedeni

Çeviri: Mikail Tunç | 01.03.2025

Lucy’nin son 50 yıldır insan evriminin simgesi olmasının nedeni bu Paleontologlar, ünlü fosili 1974’te ortaya çıkardı. Bugün, onun mirası en az bilimsel olduğu kadar kültürel bir boyuta da sahip.

Aralık 1974’te, Paris havaalanında Lucy adıyla tanınan fosilleşmiş insan atasıyla ilgili ilk ipucu, onun küresel bir fenomen olacağını gösterdi. Gümrükten geçerken, paleoantropolog Donald Johanson, çantasındaki paketleri Etiyopya’dan gelen fosiller olarak tanıttı ve bir gümrük memuru ona, “Lucy’yi mi kastediyorsunuz?” diye karşılık verdi. Birkaç hafta önce, Johanson ve ekibi, aile ağacımızın uzun süredir kayıp bir üyesine benzeyen küçük bir yetişkin kadına ait kemikleri keşfetmişti. Kadim iskelet, henüz araştırmacılar tarafından incelenip analiz edilmemişti ama basına yapılan bir duyuru, onu muhtemelen tarihteki en ünlü fosil hâline getirmeye yetecek kadar ilgi uyandırmıştı. O dönem, “insan kökenlerine yönelik çok geniş bir ilgi vardı,” diyor Johanson. Leakey ailesinin ve Güney Afrika’daki başka bilim insanlarının bulguları, erken ataların milyonlarca yıl önce Afrika’da iki ayak üzerinde dik yürümeye evrildiğini, bunu ise büyük beyinler ve alet kullanma becerisinin izlediğini öne sürüyordu.

Yine de o zamana dek bulunan fosiller parçalıydı—bir kafatası şurada, bir ayak parçası burada. Ayrıca bunlar 1,75 milyon yıldan daha eski değildi; oysa insanın en eski atalarının daha çok daha eski olduğu tahmin ediliyordu. Lucy, yaşı ve bütünlüğü bakımından rekorlar kırarak, insanın dik yürümeye geçişiyle ilgili fikirleri doğrulayacaktı. O zamandan bu yana başka fosiller onun başarısını geride bırakmış olsa bile, Lucy 50 yıl sonra hâlâ bilinen bir isim olarak kalmayı sürdürüyor. Onun bilimsel hikâyesi, en başından itibaren kültürel bir hikâyeyle iç içeydi.

Lucy’nin keşfinin öyküsü

24 Kasım 1974’te Johanson, Etiyopya’nın Afar bölgesindeki Hadar adı verilen bir bölgede, eski insan akrabalarımızın veya homininlerin fosillerini arıyordu ve bir kol kemiğinin yamaca gömülü olduğunu fark etti. Kemiği alıp kampa dönen Johanson ve saha ekibi, o akşam kutlama yaptı ve hikâyeye göre The Beatles’ın popüler şarkısı “Lucy in the Sky With Diamonds”a eşlik etti. Ertesi gün, 43 dereceyi bulan sıcakta hominin kalıntılarının geri kalanını kazdılar ve iskelete Lucy adını vermeye başladılar. Bilim camiasında ona daha sonra AL 288-1 denecekti; Etiyopya’da ise Amharca’da “Harikasın” anlamına gelen Dinkinesh adıyla tanınacaktı. Alt çene, kafatası parçaları, omurlar, kaburgalar, kollar, bir leğen kemiği ve bacaklar olmak üzere, ekibin topladığı iskeletin yaklaşık yüzde 40’ı Lucy’ye aitti. Tamamen yetişkin bir bireye benziyordu ama boyu sadece bir metrenin biraz üzerindeydi. Fosillerin arasında sıkışmış volkanik kaya katmanları, onun 3,2 milyon yıl yaşında olduğunu gösterdi—o dönem bilinen en eski insan atası yaşını neredeyse ikiye katlıyordu. Dahası, o zamana dek bulunan bir sonraki en eski iskelet sadece 100.000 yıl öncesine aitti. Bu kadar eski ve bu kadar bütün bir örnek olağanüstüydü. The New York Times’dan bilim yazarı Boyce Rensberger, Lucy’nin “en eski ve en bütün” olması gibi tüm rekorları elinde tuttuğunu anımsıyor. Hadar’daki kafatası kalıntılarından ve diğer bulgulardan yola çıkarak, Lucy’nin küçük, şempanze büyüklüğünde bir beyne ve öne çıkık bir yüze sahip olduğu; ancak iskeletinin geri kalanının tamamen dik, insansı bir duruşu yansıttığı anlaşıldı. 1978’de Johanson ve meslektaşları resmi olarak onu yeni bir türe, Australopithecus afarensis’e (Afar’dan gelen güney maymunu) dâhil etti ve büyük beyinler gelişmeden önce atalarımızın iki ayak üzerinde yürüdüğünün kanıtı olduğunu ilan ettiler. Yine de o dönemde bile Lucy, insan kökenleri biliminde gelmiş geçmiş en tartışmalı ya da çığır açan buluş değildi. Afrika’nın insanlığın doğum yeri olduğu ve dik duruşun büyük beyinlerden önce geliştiği fikri zaten onlarca yıldır biliniyordu. Lucy’nin kültürel önemi, bilimsel konumunu çabucak aşıp daha da genişledi. En başından beri onun, akılda kalıcı lakabı ve çarpıcı keşif hikâyesi gibi, bir ikonun tüm özelliklerine sahip olduğu açıktı. Ama belki en önemlisi, Johanson gibi hevesli bir anlatıcısı vardı. Bu, kazanan bir bileşim oldu.

Lucy’yi üne taşıyan neydi?

1974’e gelindiğinde, Leakey ailesi—Mary, Louis ve oğulları Richard—on yıldan fazladır atalarımıza ait kalıntılar ortaya çıkarıyordu. Tanzanya’daki Olduvai Boğazı ve Kenya’daki Turkana Gölü kıyılarında buldukları birçok kafatası, taş alet ve başka fosiller National Geographic ve diğer dergilerde yer almıştı. Sık sık haberlerde görünmelerine rağmen, Leakey’ler tarafından bulunan ve Dear Boy (Sevgili Çocuk), Nutcracker Man (Fındıkkıran Adam) gibi takma adlara sahip atalar, böyle bir yıldız gücüne ulaşamadı. Arizona Eyalet Üniversitesi’nden paleoantropolog Kaye Reed, “Amerika Birleşik Devletleri’nde ya da Avrupa’da insanların bağ kurabileceği bir fosil yoktu,” diyor. Lucy’nin Etiyopya yaylalarından kimsenin bilmediği hâlinden, havaalanında bile tanınacak kadar ünlü birine dönüşmesi, Johanson’ı bile şaşırtıyor. “Uzun zamandır bunu kafamda evirip çeviriyorum,” diye itiraf ediyor, “bu kadar büyük dikkat çeken şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.” Belki bunun bir yönü, Johanson’ın “sevgi dolu ve akılda kalıcı” diye nitelediği, insansı bir takma ada sahip olması. Ya da belki de keşfin “kısmen bir iskelet” olmasına dayanıyordur; “dolayısıyla bir birey olarak tanınabilmesi” de etkili olabilir, diye düşünüyor.

Başka bazı uzmanlar, Johanson’ın kendisinin “yorulmaksızın” kamusal bilim iletişimi yapmasına dikkat çekiyor. Nitekim Johanson’ın 1981’de yayımlanan kitabı Lucy: The Beginnings of Humankind (Lucy: İnsanlığın Başlangıçları), çok satanlar listesinde hızla yükseldi. Bu kitap, Good Morning America gibi programlarda görünümlere ve Etiyopya’da çekilen “In Search of Human Origins” adlı bir NOVA dizisine yol açtı. Chicago Üniversitesi’nden paleoantropolog Zeray Alemseged, “Bu büyük ölçüde Johanson’ın yazıları, söyleşileri ve konferansları sayesinde,” diyor. Lucy’yi bulduğunda sadece 31 yaşında olan genç Johanson, yüksek çöllerde kameraların önünde de, ana haber kuşağında Walter Cronkite’ın yanında da eşit derecede rahat görünüyordu. Daha sonraki medya anlatılarında, Johanson “doğal bir zarafete sahip” biri ve “Armani giyen Indiana Jones” diye tarif ediliyordu. Ancak o başlangıçta “çok sakar ve fazla teknik” olduğunu, sonradan bilim iletişimcisi Carl Sagan’dan rehberlik aldığını anlatıyor. Takma ad, bütünlük ve Johanson’ın yaklaşımı gibi etkenlerin bileşimi, Lucy’yi insanlarla özdeşleştirilebilir kıldı. Onu tozlu eski kemik yığını gibi görmek yerine, Johanson ona kişilik kattı. Örneğin belgesellerde, seyirciye bir zamanlar Lucy’nin yaşayan, nefes alan bir birey olduğunu hafifçe hatırlatıyor; NOVA dizisinde de keşif sahasını sadece fosilleri bulduğu yer olarak değil, “onca yıl önce öldüğü tam yer” olarak anıyor.

İnsan kökenleri sahnede

Böylesine samimi bir atanın varlığı, insan kökenleri bilimini daha önce hiç olmadığı kadar ön plana taşıdı. Johanson, bu ivmeyi kullanarak 1981’de Kaliforniya, Berkeley’de İnsan Kökenleri Enstitüsü (Institute of Human Origins) adlı kâr amacı gütmeyen bir kurum kurdu. Araştırma ve saha çalışmalarının yanı sıra, kamuya yönelik bilgilendirmeyi de en başından kurumun temel taşlarından biri hâline getirdi. Lucy, insanlara eğitim vermek, hem çocuklara hem yetişkinlere “işte yaptığımız şey bu” demek için bir kapı araladı diye anımsıyor, enstitünün ilk öğretim üyelerinden Reed. Ancak Johanson’ın kamuya dönük duruşu herkes tarafından benimsenmedi; enstitü içinde bazı araştırmacılar, onun halkla ilişkiler çalışmalarını bilimin önüne koyduğunu öne sürerek bir ayrılığa yol açtı. Anlaşmazlık, birkaç jeoloğun ayrılması ve enstitünün 1997’de Arizona Eyalet Üniversitesi’ne taşınmasıyla sonuçlandı. O yıl Johanson’ın meslektaşı William Kimbel, Phoenix New Times’a yaptığı açıklamada, “Bu işi yapan bilim insanları sonuçları kamuya iletme konumunda değilse, bir terslik var demektir,” diyordu. Böylece kamuyla etkileşim, bağış toplama ve araştırma birlikte ilerlemeyi sürdürdü. Bu çabalar, A. afarensis’in dünya üzerindeki en iyi temsil edilen insan akrabası türlerinden biri olmasına yardımcı olacak saha çalışmalarına finans sağladı. Etiyopya ve Kenya’daki yarım düzine bölgede tanımlanan 400’den fazla örneğin çoğu Hadar’dan geliyor ve araştırmacılar hâlâ aramaya devam ediyor. Yakın dönem keşifleri, çoğu büyük oranda bütün kafatasları da dâhil olmak üzere, türün 3,9 ile 3 milyon yıl önce yaşamış olduğunu ve önceki homininlerden daha esnek olduklarını gösteren genelci bir beslenme düzenine sahip olduklarını ortaya koydu.

Lucy’nin mirası nedir?

Bugünün insan evrimi araştırmacıları Lucy tarafından yetiştirilen bir kuşak. Arizona Eyalet Üniversitesi’nden paleoantropolog Chris Campisano, lisedeyken bir yaz ödevi için Johanson’ın kitabını okuduğunu ve Afrika’da hominin fosilleri arama hevesini o kitabın körüklediğini hatırlıyor. Şimdi Hadar’daki araştırmaları o yönetiyor. Gidişata bakarak, “Lucy’nin keşfinin 50. yılında projeyi benim yöneteceğimi asla tahmin edemezdim,” diyor Campisano. Bugün, Lucy’nin inşa ettiği enstitü hâlâ dünyada paleoantropolojik araştırmalara öncülük ediyor. Eğitimi bağış toplamayla birleştirerek araştırmayı destekliyorlar ve etkisi Hadar’ın çok ötesine yayılmış durumda. Fosilin yıldızlığı “domino etkisi” yarattı, diyor Etiyopyalı olan ve Lucy’yle ilk kez Addis Ababa’daki Etiyopya Ulusal Müzesi’nde çalışırken tanışan Alemseged. Lucy, burada özel yapım bir kasada korunuyor. Alemseged, enstitüde doktora sonrası araştırmacıyken, Etiyopya öncülüğünde ilk kez bir ekibi Hadar’ın hemen karşısındaki Awash Nehri’nin ötesinde yer alan Dikika sahasına yönlendirdi. Orada Lucy’nin türüne (A. afarensis) ait son derece bütün bir çocuk keşfetti ve ona Amharca’da “barış” anlamına gelen Selam adını verdi. Yaklaşık 2,4 yaşındayken ölmüş bu çocuğa, Lucy’den 200 bin yıl önce yaşamış olmasına rağmen hızla “Lucy’nin Bebeği” denilmeye başlandı. Sayıları giderek artan A. afarensis fosilleri arasında Lucy merkezde kalmayı sürdürüyor. “Yeni keşifler hakkında konuşurken Lucy’ye atıfta bulunmamak çok zor,” diyor Alemseged ve ekliyor ki Lucy “tüm diğer fosillerin kıyaslandığı ‘kıstas’ hâline geldi. ‘Bir şey buldunuz, peki Lucy’den daha mı yaşlı yoksa genç mi? Lucy’den daha mı uzun, yoksa kısa mı?’ diye sorulur.” Lucy artık en eski veya en bütün insan atası değil. 7 milyon yıllık Sahelanthropus tchadensis ve 6 milyon yıllık Orrorin tugenensis, en eski olma unvanı için yarışırken, Güney Afrika’dan bir Australopithecus olan “Little Foot” iskeleti ise yüzde 90’dan fazla bütünlüğe sahip. Yine de Lucy’nin ikon statüsü hâlâ yinelenmedi. “Little Foot” örneğinde olduğu gibi, bilim insanları bulgularına takma ad vermeye çalıştı; “Ardi” (Ardipithecus için kısaltma), “Neo” ve Güney Afrika’daki Homo naledi örnekleri için “Child of Darkness” (Karanlığın Çocuğu) gibi. Ancak bu lakaplar geniş kitlelere pek yayılmadı ve gökyüzünde pırlantalarla, Lucy hâlâ yerini koruyor.